Derin Bir Yolculuk

 İyi olmak için ; bir işin kötü tarafında olmamak kafidir derler. Toprağın sıcaktan çatladığı, Güneş'in Dali'nin tabloları gibi çıldırdığı bir öğle vakti Cape Town'un daha da güneyine gitmek için yerimden kalktım. Başımı kavuran savan,beni bilmediğim içinde gizli maceralarla dolu bir mağaraya götürmeyi vaad ediyordu.İlginç bir kayboluş hatta belki de bir yok oluş bulmayı arzuluyorum bu yolculuk da .Ufuk düzlükleri,bir kaç akasya ve kavruk güneş. Kendi içimde kendimi aramak için çıktım yola. Cezayir'de Zürih'li bir çocuğu kandırıp parasını alan taksiciyi, Singapur'da Alman balıkçı Günther'in tezgahından kalamarları yürüten leyleği. Bosna'da bir Cuma vakti içtiğim katamaran kokulu çayı, Paris'i Sosyalist çığlıklara boğan çıplak memeli femen bir İngiliz'i, Nepal'de İspanyolları selamlayan bir Guru'yu, beni sevenleri,benim sevdiklerimi ve beni sevmeyenleri düşündüm. Birbirlerini tanımadan da sevebilen insanların öykülerini okuyarak büyüdüm ben. Kral Mancora gibi acımasız bir sevgi. 

Sevdiklerimi tutsak sevmediklerimi düşman ilan ettim.

Mavi buz rengi bir iştahla yürüyorum dehlizlerin aralarından. Terk edilmiş,çaresiz bırakılmış katledilmiş bütün şiirler örselenip prangalara vurulmuş,Paris'te Rue de l’Abreuvoir kaybettiğim mısraları arıyorum. Elinden hürriyeti hatta hüveyeti alınan bir Aborjin gibi gözlerim yanıyor,biraz daha baksam akacak iki yandan...

Gökyüzü ayaklarımın altında,kendimi bıraksam boşluğa kuş cıvıltıları yankı yankı dolsa kulaklarıma yine de bulmak için sevgiye dair en ufak bir  umudu bıraksınlar beni  düşeceğim.. 

Derin bir yolculuğa çıktım.

Başımı kavuran savan Lütherbah'n rıhtımında uyandırıyor beni,elleri semaya açılmış İskandinav bir kadın yalvarıyor balıkçı kocasına,yarı mevsimi denizde geçecek muhtemel, bir kadın koşuyor Bükreş'te bir trenin arkasından,kompartıman vagonu maviye boyanmış üstelik. Bir kadın Malezya'lı iki küçük çocuğu var ayakları çıplak başı kapalı,ağlıyorlar durmadan.

Derin bir yolculuk bu.

Kaybetmeden bulmanın,savaşmadan da kazanmanın yollarını aradığım,Beni sonunu bilmediğim uçsuz bucaksız ovalara vadilere götüren tehlikeli bir yolculuk.

Kaybolmak için yürüyorum. Benim sevdiklerimi ve beni sevmeyenleri düşündüm. 

Sevdiklerimi beni sevmedikleri için tutsak ettim. Bu Afrika sıcağında havalanan kum taneleri gibi savrulup duruyorum. Esirlerim ve onlardan doğanlar çoktan öldüler.

 Kendimi bulabileceğim tepeleri aşıyorum. Bir gölgelik bulsam üstelik dinlenmeden üstüne basar geçerim. Güneş de şaşar. 

Sevdiklerimi kaybettim,beni sevmeyenleri de. Kaybetmenin ne demek olduğunu biliyorum. 

Uğultulu sancılı bir ağrı gibi yayıldı topuklarıma yalnızlık. Lütherbah'n rıhtımında ki kadını düşünüyorum, Bükreşte topuklu ayakkabılarıya bir vagonun arkasından koşan kadını. Sonra Afrika diyorum içimden Afrika.Mavi buz rengi bir iştahla yürüyorum dehlizlerin aralarında  üstelik umut dolu,kalkıp çağırsa, toprağın altından,doğrulacak basacağım üzerine, basacağım üzerine yine de sevdiklerim ve beni sevmeyenler adına, Marakeş halkı beni lanetleyecek belki de. 




Erdal Ünaltaş

Yorumlar
  • Henüz yorum yazılmamış