Doğu/Batı

Doğu/Batı


Yine sabah oluyordu. Batıdan batan güneş, doğudan doğuyordu. Olması gerektiği gibi sürüyordu hayat. Adam penceresini açtı, sabah ayazını derin bir nefesle içine çekerek günü selâmladı.

O pervasız pencere önünde, ürperdiğini beklemekten haz duymuştu hep, göz bebeklerinin içi üşümeliydi, vücudunda ki tüyler sonra, ta ki yüreği titreyene kadar beklemeyi görev edinmişti sanki kendine. Yaşadığını ancak böyle hissedebiliyor olması acı veriyordu O na lâkin bu da bir duruş ve dirayet göstergesi değil miydi..

Her sabah aç bir serçe konardı karşıdaki servi ağacına. Aynı kuş olduğundan emin olurdu adam. Sanki diğerlerinden daha sakin, daha az ötüyor, telekleri daha az ve daha aç. Zaten hep aç değiller miydi kuşlar. Hep ürkek. Hep içine ağlayan belki..

Kıpırdamazdı adam serçeciğe olan saygısından, izlerdi sessizce onu, farkına varmadan da onun hareketlerini taklit ederdi. Kafasını küçük küçük bir sağa bir sola çevirir, ara ara parmak uçlarında havalanır gibi yapıp kollarını kaldırırdı. Uçmak nasıl bir histi acaba..

//O da uçup mu gitmişti. Oysa ki kanatları yoktu. İnce uzun iki kolu vardı sadece. Bir de upuzun kahverengi saçları, en derinlerden çıkartıldığını düşündüğü kara elmas gözleri..//

Silkindi adam, güne emanet eder gibi, içine çektiği havayı yavaşça titrek bir nefesle geri verdi.

Hafiften başlayıp, günün ilerleyen saatlerinde yerini bıkkınlık ve yorgunluğa bırakacak olan mecburi telaşı görmezden gelip, hayat koşuşturmasına tanıklık etmekten çekinerek penceresini kapattı..

Kahvaltıdan uzaklaşmıştı O gittiğinden beri. Karşısında karıştırılan bir bardak çay sesinin olmaması ne feci bir yokluktu. O yüzden güne kahveyle başlar olmuştu.  Avucunun içinde sıcak kupayı sarmaladı. Koyduğu şekerler yetmez olmuştu.  Bir, iki, üç. Tat duygusu yitirilmiş bir benlik gibiydi sanki..

Gözleri ile ellerinin hareketlerini izledi. Artık ne nasırlı ellerinin acısını hissediyor, ne de sigaradan sararan parmaklarını göstermekten çekiniyordu...

"Yokluğu ne çok şeyi azat etmiş, ne çok şeyi silmişti. Nasıl bir şeydi bu. Yokluğunun varlığa mı dönüşmesiydi benim üzerimde" içinin sesini dinledi çaresizce...

Bir sigara yaktı. Gözleri mavi çerçeveli fotoğrafa ilişti. Ne de güzel bakıyordu oradan adama, artık yanında olmayan gözleriyle. İlk kez görüyormuşcasına inceledi Onu o tozlu çerçeveden..

Saçları savrulmuş esen yelden, gözlerinde bir deli telaş, mutlu olup olmadığını hep düşünmüştü adam o güzelliğin. Yine düşünecekti anlayamayacağını bile bile.

Mutlu muydu? Mutluydu tabi canım. Yoksa …Yoksa….Gerisini getiremeyeceği sorularla boğulup asıl mutsuz olanın kendisi olduğunu farkettiğinde çekilmezliğini örtmek ister gibi kendinden, kalkıp lavaboya gitti. Öksürdü, öksürdü.Ağlamayı istemediği için hırpaladı kendisini...

Boğazında öyle büyük bir yumru vardı ki, göz yaşlarını salsa belki de dağılacaktı, özlemi katlanılabilir bir hâl alacaktı, taraktaki saç tellerine dokunabilir olacaktı belki...

İşte böyle başlayacaktı yaşamında bir gün. O nsuz doğan güneş, O nsuz batacaktı...

"Artık doğu da kendisiydi batı da"...bb


Bahar Batıl

Yorumlar (1)