Ağlayan Secde
Yürüyorum
Tek kitabın sayfalarında
'yaratan rabbinin adıyla oku
O insanı embriyodan/ilişip yapışan bir sudan/sevgi ve ilgiden yarattı '
Yürüyorum hakkın kapısında
Güneşi ve gögü dürüyorum
Yürüyorum
Bir bebeğin göz/bebeklerinde yürüyorum asırlardır
Bakışındaki derin yaşlılığa bakıyorum
Ne kadar da yaşlanmış bir bakış
Ana rahminde kan pıhtısı olup akış
Mahşerden gelmiş kadar bembeyaz bir yakış bu
Asırlardır koşuyorum bu bakışın peşinden
Tarihin hikâyesinde tökezliyorum bir an
İstanbul'a dönüp1453 kez
Şiir oluyorum
Mavi gözlerde koca tepedeki taş oluyorum üzerinde atamın durduğu
Bakışıyla şimşek şimşek göğü vurduğu yerdeyim
Çığlık tablosundan düşen kadınken
Bu kez gökkuşağında suluboya palet
Ve nihayet
İyon rüzgârlarından savrulan bir yaprak oluyorum
Yürüyorum
Yürüyebileceğim en uzağa
Roma güllerinin katmanlarına kadar
İnsanları kucaklıyorum yol boyunca
Açlık ve kimsesizlik korkusu geliyor bir yerlerden
Ve yalnızlık korkusu yaşlı bir hücreden
boyut boyut
Sarılmak insanlara
Ve korumak içgüdüsü
Ben büyük bir çam ağacı olmalıydım diyorum
Gölgeme sığınanların korunduğu...
Düşünüyorum
Düşünü/yorum
Dikenli bir sonbahar gibi bata bata üşüyorum
Ben ne zaman bir anne kokusu duysam
Ne zaman bir rüzgâr sızıntısı
Yüreğimde bir şefkat kıpırtısı
Bir kitap sesi
sanki
O Zaman insan oluyorum
Ama şehit analarının feryadı
kanlı bir hançer gibi saplanınca
ben bayrakta ağlayan hilal
ikiye ayrılan beden sanki
biri ruhtan gümüş, biri kandan al
savrul ey gece ve yıldızlar
beni tüm kutsal kitaplardan ayrıştır
beni okaynus esintilerine sal
ki
nefes alabileyim bir asırlık kadar...
Ama açlık çekenlere baka baka yapılan tokluk
bir bebeğin mahremiyetindeki morluk
ruhun bedene daralması ile
nereye yol alıyor
insan denilen mahluk
Yürüyorum
gözlerimdeki zikirle
6666 kez ölüyor
6666 kez var oluyorum
Şiir gibi bakarak
Şimşek gibi çakarak
Gördüğüm tek şey
Sadece gerçek aşkın elleri
Ve uzatılan bir ışığa sarılmış
Kalleş dünyaya darılmış
Mahşere doğru
Bir duvar eğri doğru
Ve secdede alnım kalmış
İğrenç dünyadan utanarak !
(RÜZGAR ÇANLARI)