Alabora
Poyraz, bayırları tertemiz süpürürken tozarttığı karların üstüne üstüne,
Atımı daha hızlı mahmuzlarım arkamda bembeyaz toz bulutları bırakarak,
Beyazlığın sessizliğne bürünmüş ıssız ve bucaksız yollarda yapayalnızım sanki,
Kah insafsızca vururum mahmuzları,kah dizginleri koyverir kendi haline bırakırım.
Ne yüzümde tokat gbi şakırdayan, ısırgan rüzgarın sesini duyarım,
Ne de burnumun ucunda adı hasret denilen o acı sızıntıyı hissederim,
Uykuyu haram eden o bitkin gecenin şafağa yaslandığı vakitlerde,
Kan çanağına dönen gözlerimi ovuşturup,avaz avaz bağırasım gelir.
Yanaklarım fırtınaya kapılmış iğreti kazıklı çadır gibi pat pat eder,
Düşünemem hiç bir şey,yanlızca dağı taşı berhava edercesine,
Haykırmak ve feryatlarımın arasında eriyip kaybolmak istiyorum,
Biraz ötede ise Azrail kendisine iş düşecek gibi beklemektedir.
Rüzgarın tozuttuğu kara bağrımı açıp,içimdeki yangını söndürsem
İçimdeki o amansız depremden bu yana değişen değerler sistemi,
Allak bullak oldu yargılarım,oysa felaket vuslata dönüşecekti.
Düşümde zeytuni isli kara,ırzına geçmişti bakir pembeliğinde,
Bir söz alabora edemezdi her şeyi,söküp atamazdı benden,
Dudaklarımı insafsızca ısırırken herşeyin yalan olduğuna inandım ben,
Uzaklarda boz bulutları arasında geniş kavisler çizen bir kartaldın sen,
Karayelden,yıldız yeline dönüşen rüzgar tiz çığlık atarak yalıyordu ensemi.