Anemon Çiçeğine Tapanlar
bacaklarım iki ayyaş arkadaştı
mayınlı yollarda gezerdi serseri ayaklarım,
tenekeden kalpleri tekmeler
ardından tangırtısını dinlerdim.
has kızlar hamamının külhanıydım,
raconu yüreğimle keserdim aşk kavgasında
gün yüzü görmemiş küfürler çıkarken şarap mahzeni ağzımdan
yara açardı sözümün her hecesi...
ustura gibi tükürürdüm namussuzun yüzüne!
çok etekler tutuşturdum ben bu yolda
çok dağıttım burjuva bülbülünün altın kafesini;
ama hiç bakmadım
kalbinde yiğidini taşıyan gönül sözlüsüne.
hep sevdiğime sürdüm sevdanın sürmesini
sırnaşmam başka gözlerin bebeğine;
dil dibeğine akınca yüreğim
başka lisan bilmem
gayrı dildaş olmam kimseyle...
göğsüm mavi menekşe
içim deniz meltemi olunca
bir çırpıda sökerim yaban güllerini
goncasını da istemem
açmışını da!
etrafım dağlarla örülü şimdi
ıssız bir göldür benim kapım.
anemon çiçeğine tapanlar
nilüferleri görmeyenlerdir!
görmezler mehtaptan yapılı mabedi;
sevgiden kelepçeyi takmış olanlar
ne çilingir arar
ne de kırar gönlündeki zinciri!
teneke kalpleri yine tekmeler
yine tükürürüm namussuzun yüzüne
ve takarım eski kelimeleri dilime
lime lime ederim bütün geceleri!