Ankara Gibiydin
gece yarısı odamda hayalinle buluştum,
gözlerin ankara gibiydi, ışıl ışıl.
saçlarına tatlı bir rüzgar vurmuş,
badı sabah kadar narin.
dudaklarındaki tazelik başımı döndürüyor,
sarılmak geliyor yine içimden sımsıkı,
tenini okşamak bir nebzede olsa.
ankaranın ışıltısını izlerdik hani,
sen gece yarısı şarkı söylerdin bana ipek sesinle,
herşey susardı sen söylerken,
yanlızca dinlerdi masumane ve aheste.
gönüller sesinle dirilir,aşk vururdu heryere.
gözler güzeli görür, düşünceler dünyayı bırakır,
ay isyan etmişcesine yaklaşırdı üzerimize.
ankara gibiydin sen.
herzaman güzel, herzaman dolu, hiç bitmeyecek gibi.
sanki durmadan anlatılan bir hikaye gibi,
dinlemeye doyum olmayan tek şeydin kainatta.
aşktı bu kainattan daha büyük ve heybetliydi,
üzerine titrememem gerekliydi, bu kadar sevmemem.
bazende üzmem lazımdı belkide.
seni sevmenin günahını anlamadım belkide.
rabbim aldı seni benden, aniden,
fırtına gibi oldu gidişin.
yağmurlar yağdı ne seller bastı ankarayı.
ankara gibiydin, gidişinde öyle oldu.
Ankara ne zaman mutsuz olsa karanlık olurdu gündüzler,
havayı öyle bir hüzün kaplardı, kıyamet gibi.
keşke bu kadar sevmiş olmasaydım,
bir sokak lambası kadar kimsesiz ve yanlız kalsaydım,
asla çözülmeyecek bir denklem gibi olsaydın benim için.
ankara gibi değilde bir mezar gibi olsaydın,
tıpkı şimdi mezarda olduğun gibi...