Avaz
sis dağılıyor
kostak bir rüzgar dağıtıyor şehrin üstüne çöreklenmiş flu perdeyi
gözlerimin mavisini kızıla boyarken uykusuzluk
yine dibe vurmuş balıklar gibi
hüznün yedi kat dibine gömülüyüm
solungaçlarım som keder
yine kirli bir nehir gibi akıyor içime yalnızlığım
yalnızlığım ki benim cehennemim
yalnızlığım benim arsız misafirim
her gece istilacı barbarlar gibi destursuz çadır kurup
hoyratça tüfek çatar kalbimin kılcallarına
kalbim demişken
kalbim içi düş kırklığı dolu bir kumbara
silkelesem
sen şıngırdarsın hala
sen dirhem dirhem azaltsan da beni içinde
ben gün sayan bir mahkum gibi her güne bir çentik atıp
ıssız bir inzivanın cam kenarında uykusuz, umutsuz bekliyorum seni
bir maden ocağı gibi kazsalar da göğsümü
kimselere zerre vermiyorum
sana saklıyorum içimdeki cevheri
belki bir gün gelir içimi kazarsın diye
sana ayırıyorum sevgisizlikten çatlamış dudaklarımı
olurda bir gün ıpıslak öpersin diye
hüzün komalarında jilet artığı şarkıları ninni gibi dinleyip
bu kirli şehrin kirli mazgallarından kan olup aksamda
çığlık çığlığa özlemler asıyorum gök kubbeye
her gök gürlediğinde
belki avazımı duyarsın diye