Belki de
yokluğun dayanılmaz bir acı şimdi yüreğimde ,
ne yıldızlı rast akşamların tadı kaldı
ne mis gibi ay ışığına kokan şaraplı gecenin
ne de sensiz uyanmanın gün karanlığı sabahlarda ,
her yeri sis kapladı göz gözü görmüyor
erken çöktü içime bu yıl sarı sonbahar
yorgun bedenim kurumuş gazellere tutsak ,
yürüdüğüm yollar artık yaban yalnızlık tortusunda
uçurtma uçuran çocuklar da yok meydanda ,
terkedilmişliğin sızısı taşıyor akşamüstü çiçeklerinden
boynu bükük köşe başındaki aç beyaz kedinin ,
üstümdeki tonlarca ağırlığa yenilmiş göçebe gönlüm
ayaklarım bir adım arkamdan geliyor gibi sanki
ağlamaklı ruhum önden koşarken sessizce ,
hedefini şaşırmış serseri kurşun örneği
nereye toslayacağım belli değil bu gidişle ,
hangi ağacın kovuğunda dinlenmeliyim acaba ?
bir mahur bestede kendimi bulup sonra ,
seni düşünürken adını özlemle ana ana
nerede , nasıl yatmalıyım köşesiz sefil kış uykusuna ?
kim bilir
belki de bir daha hiç uyanmamacasına..
09 / 2009 SIĞACIK