Bir Aşkın Mizanseni
Gün batana dek burada beklemesini söyledim.
Birkaç dakika hiç kımıldamadan öylece durdu.
Aslında sadece fısıldayabilmiştim.
Çehrede tek bir renk bırakmayan korku,
Gri kanatlı küçük bir melekti:
Günah ve sevabın yazıldığı iki omuz üzerindeki
Ve birinin taşıdığım yükler altında ezildiği,
O günden beri tek kalan;
Ne bembeyaz, ne simsiyah olan.
Rutubetli kalplerle dolu odama hoş geldin.
Aldırma hiçbir şeye, beklemiyordum hiç kimseyi yıllardır.
Uzaklardan çıkageldin,
Garipsemem bundandır.
Bilsem toparladım aklımdaki seni, bıraktığın yıllar önceki.
Bunların hepsi haykırışlar ve buyruklar, odanın içinde sıkışıp kalanlar.
Beni terk ettiğini duymuşlar,
Kaçınılmaz sonuma ortak oluyorlar yıllardan beri;
Tepkisiz kalamadılar.
Oysaki karşılıkların hiçbiri birbirini tutmamıştı.
Halıyı mahveden duygular, her desenine nakşedilen;
Onlar bile birbiriyle uyuşmamıştı.
Ölüm aşkın neresinde kalır, nefretle olan bağıyla çok uzak düşmekten?
Kaçırırdı gözlerini gecelerin düşlerinden,
Yoktu dahi bir hayali.
Resimleri vardı aklının köşelerinde hâlen.
Saklardı, belli etmemeye gayret ederdi
Ama ben, her gece esrarlı kalbini solurdum;
Yarı ölü yaşar, yarı uyanık yatardım:
Bir düşe doğruyum
Bir kâbustan ötürü kaçarım.
Kalbinin parçalarını toplayarak bir araya getirdim
Ve kanaat mührüyle mühürledim.
Eğer bir rüzgâr ki bunları tekrar dağıtacak olursa
Onların her biri için bir yer, bir bekçi
Ve onları tutuşturacak birilerini bıraktım.
Ölümün kalplere ölenlerden daha gerekli olduğuna
Ölene kadar yaşamadığımızda anladım.