Devrik Mektup
Tesadüf değildi elbette karşılaşmamız..
Yağmurun şehrimize yağması, aynı şehirde yağmuru karşılamamız.
Sığınabileceğimiz tek bir durağın olması ve aynı durakta birbirimize sığınmamız.
Tesadüf değildi hiçbir şey.
Olağan akış içinde olağanüstü sorunların yakamıza yapışması
ve çok sevdiğim bu sahil şehrine bir kez daha bağlanışım.
Biliniyordu her şey; çok önceden planlanmıştı.
Yaşanılanların tümü, tüm bu yaralanmalar kader icabıydı,
en az gelişin kadar..
Hoş geldin..
Odamın karanlığındayım bir kez daha ve bilmem kaçıncı kez..
Yine aynı türkü çalıyor,
yine ağlamaklı oluyorum türkünün aynı yerinde.
İçimde her şey, herkes, her kare birbirine karışıyor bugünlerde..
Türküler kanat çırpıp geçiyor içimden, içim acıyor..
Uzun soluklu mektuplar yazmaya yetmiyor artık kollarım.
Kollarımda kelepçeler,
kanayan bileklerim,
arka cebimde buruşan mektubum
ve üşüyen ellerim.
Ben yine eksilmekteyim.
Devrik bir cümleyle devrildiğim bir gecenin yarısında sana kendimi getirdim..
Yalnızlığımın tek delilini,
kendime getiremediğim kendimi..
Bir tek sen bilir,
bir tek sen anlarsın diye..
Anla beni..
Nöbetçisiyim yine gecelerin..
Yine bir uçta gece,
yine diğer uçtaki benim törpülenen her gece..
Gecedeyim kendimi bileli
ve hala ben sabahı beklerim,
sabah beni..
Şimdi yine her şeyin sebebini soruyorum her karanlıkta yaptığım gibi..
Mutlu uyanılacak tek sabaha hasretimi,
aynı hasretin esaretini,
hüznün rengini,
neden dönmeyeceğini
ve yalnızlığın karanlığa neden bu denli benzeyişini..
Sebebi yine şu benim yok olası varlığım,
tüm sonuçlarda yine ben varım...