En Çokta Kırmızın
-eğer gücüm yeterse sana seni anlatacağım
en fakir cümlelerimle
içime kemiren kimliksizliğini daha sonra..
şimdi
kır dizini
otur kuytumda
sana söz'dür
bakire susuşlarım- dedi kadın
vakit ölümü çoktan geçiyordu aşka biraz zaman kala
ellerimiz özlemekten terlemiş birer su damlası
ve üstümüzde yıldızsız bir gece
dağınık bulutlar çarpardı gözlerimize.
ki gözlerimizdi aslında yağmaya hazırlanan bulutlar..
yorgundu başım omuzlarında dinlenmek istercesine ve acıyla eriyordu cismimizde ne kadar kemik varsa..kimsemizdi aşk bizim..kirpiklerimizde bazen bir damla su..avuçlarımızda bir dilim ekmek.
kadınındım senin
sevgilin
en çokta kırmızın..
ama satır aralarına küsmüş bir paragraf gibiydin sen yazılması imkansız.mutsuz duvarlara asılan mutlu aile tabloları vardı baktığımda yüzüne..soğuktu ellerimiz ve alkolsüzdü nefesimiz..farkındaydık! bütün yorgun duvarlar da bizdik aslında,çivilenmekten delik deşik..
ellerimiz ki birbirini tutmaktan aciz..sözlerimiz konuşmaktan yorgun..bakışlarımız yağmur
-mevsimdi ,sonbahardı,sevmek gerekirdi böyle zamanlarda- dedi kadın
ve susarak dinlemedi adam..
vakit ölümü çoktan geçiyordu aşka biraz zaman kala..
-ne çok sende kalmak istemiştim
mevsim sonbahardı üstelik..
beni senden seni benden aldın
yaprak yaprak soldurup darmadağın-
dağıttın gittin- dedi kadın
adam gitti
ölüm rezil oldu kadının yanında..
ikibinonbir'in 9şubatı