Ey Zamanın Doğurduğu Usançlar
kiminde ret, kiminde şiddet
ve yaşanan bunca vahşet
beyazı karaya bulayanlar, yozlaşanlar-tozlaşanlar
içimize sızan yılanlar, sızdıkça zehir akıtanlar
yıkılışı doğuruyor zorlu kanat gürültüsüyle
biter mi bu mezbelelik
inişidir
dipsizliğe düşüşüdür insanlığın.
soğuk hava akımının geldiği gibi geldiler
sıyırdılar etimizi kemiklerimizden
iyiliği tatmaya kalmadı zaman
köklü acılarla kalakaldık
ağlamak geliyor içimizden.
hiçbir zaman böylesine kederli olmamıştık
böylesine kolay bulmamıştık ölümü
kapılmamıştık tükenişin derin dalgasına
ve hiç bu kadar birbirimizi boğmamıştık
her şey, elimizin ve sesimizin ulaşamayacağı uzaklıkta
serzenişlerle insanlık noktalandı
dirhem dirhem döküldü kederli yürekler
tüm değerlerimiz dağılıp parçalandı
ey zamanın doğurduğu usançlar..!
otlar yeniden yeşerirken
dallar yapraklanıp çiçekler açarken
ve kuşlar umutla yuva yaparken
ya sizler
acıyı tattırmadan
utandırmadan ve de ağlatmadan
götürebilir misiniz doğmamış çocukları
doğurtabilir misiniz kirlenmemiş kapılarında yarınların
siz de bilirsiniz ki
hayat kaybolanları
ve de boğulanları geri vermeyen bir deniz
ben de bilirim
çok türküler dinledim yalnızlığın sesinden
çelik soğukluğundadır yarınların ağzı
bilirim
ay düşmeyen gecelerde
hani umutları başka başka olacak diye
giyinip kuşanmak var ya sabahları
yol almak ve kanatlanıp uçmak
aşmak okyanusları
huzuru yakalamak gibi
öyle bir teselli değil benimkisi...
Müsadenizle