Eylül
SB
Sarıya çalan bir ikindi vakti,
yazın telaşı çekilirken sokaklardan,
balkonda unutulmuş bir fincan
yavaşça soğur.
Eylül gelir;
kapıları çarpmadan,
perdeleri hafifçe kıpırdatıp
ayak uçlarına basarak.
Bir akşamüstü
masanın üzerindeki ışık değişir,
sanki ev,
bir şey söyleyecekmiş de
vazgeçmiştir.
Kırgınlık değil bu,
yalnızca yazdan kalma bir yorgunluk;
dalında biraz daha durmak isteyen
bir yaprağın
sessizce yerini bırakması.
Sonra rüzgâr çıkar.
Önce boş sokaklardan geçer,
sonra açık kalmış bir pencereden
içeri girer.
İnsan o zaman anlar:
bazı vedalar gitmek değildir,
bir şeyin artık eskisi gibi
beklenmeyeceğini bilmektir.
Ve akşam,
balkondaki o soğuk fincanın yanında
biraz daha erken kararır.
SB
Profil ansehenSerkan Bektaş@serkan