Geceyi Yaşarken Seninle Bu Şehirde
Bir şehir düşün
ince ince susan ...
Ağaçlar boynu bükük selamlar,
kaldırım taşları
yorgun izler taşır...
Ay şavkı tutarken
mavi çocuğun alnında,
gözlerini asmış
köşebaşında ateş yakan çocuklar..
Sokak lambasının loş ışığı aldatmasın,
baksana penceresiz kalmışlar ...
İki kelam edersin,
gözünü alır katran kızılı gözler...
gönül dağlar sözler...
tebessüm bırakırsın ardın sıra,
gönül işçisi değil misin sen. !
Yollara düşer seyyah olursun
bir sabahçı kahvesinde durursun
heybende merhem taşırsın
yoksa lokman hekim misin sen. !
Hasret kokar bir tren güzergahı...
Kaçak yolculukların gelir aklına...
karşısı şeker fabrikası...
cebinde orak çekiç taşır işçiler, işçi çocukları...
Uzaktan şehrin ışıkları yanar,
gülümsersin...
Rayların arkasında dertleşir iki adam, paylaşırlar bir şişede dünden kalma şarabı..
Bir selam eder tebessüm katarsın geceye ,
geceyi yaşayan herkese ...
Yürek işçisi değil misin sen. !
Ne arıyordum bu şehirde ..?
Kendimi...
Belki seni...
Biliyordum...
Ufak voltalara çıkıyor,
yeni yüzler tanıyordum sayende..
Yer ile yeksan olduğunu da gördüm bu şehrin,
bütün tabularından arınışını da..
Ve bir gecem daha geride kalırken, belirli belirsiz semtlerden geçiyordum..
Bak yıldız topluyorum senin için ..
Olur olmadık yerlerde,
söylene söylene..
Pencerene bakan o bank bilir beni.. Ve bilirim mutlu insanların uyuduğunu çoktan..
İyi geceler diler giderim şimdi..
Gitmeden işlenmiş olacak sokağına,
gecenin yorgun kalemiyle bir o kadar fişlenmiş..
Gözlerini karşıma alıp
gözlerimi kanattığım gecelerden geliyorum..
Ben diyorum..
Ve ben Suphi..
gönül işçişi,
yürek işçisi yani...