Gitmeliydim
uzun
çok uzun zamandır insafın çığlığını duymadığım ya da
gölgeme basmadan yürüdüğüm
ay ürkmesin diye
diken bitmeyen patikada
korkunun tınılarını gizlerken postalımın gıcırtısı
o sırtımı kurşunlayan
gözlerin
yok olurken şehirden
kadavra soluğu çekiyordum
kuru bir otu esrarlaştırıp, sigara misali
pembeleşirken denizin firar ettiği o kayada
ve ağlarken çocuk ölümlerine
ve pabuç büyüklüğünde mezarlar birikirken önümde
dayayıp alnımı o soğuk çeşmeye
kan kokularını yıkıyordum
boşaltıp memlekete dair düşlerimi, mazgallara
gitmeliydim oysa
kıl heybeye boş yapraklar yükleyip
ve bırakıp şiiri eski bir şaire
öykülerim olmalıydı
siyah ve beyaz
tüm renkleri buruşturup atarken
yüzsüz bir suratın, astarına
kendime tükürmenin acısı, yarası