Gölge İçimi
öksürük şurupları kadar
kırmızı ve sarhoşum bu gece
üstüm başım nar taneleri
yüzüm, şiir külleri
sensizim, biçare
diş etlerine sürer fahişeler geceyi
öpmek yitirmez kutsallığını
önümüzde yükselen gri duvarlar
grinin en az yüz tonu duvar taşları
ortasında insan
etrafında unuttuğu çalı çırpı
kıvılcım
sabaha ermek ile başlar
her deniz kızı ardında
tortusunu bırakır; susuz kalmayasın diye
öyle bir yalnızlık ki sözedilmese de
yalnızlığımızı adımıza bağlayacak
kimsecikler bulunmaz
oysa bedenler yığılı üst üste
herkesciklerin unuttuğu
bir yığın gibi şuracıkta aşık olurum
bir yığın gibi ölürüm şuracıkta
grinin bilmem kaçıncı tonu duvarlar
gelmeyiniz üzerime
-tiner; bazı çocuklukların cayılmaz iksiri-
kimi şairlerin haşhaşa çalan şiiri-
kapıları kilitliyorlar eyvah
bizi bizden koruyacak işgüzarlar
işaret parmaklarıyla
tedirginlik yaratanlar
insan az buçuk Rodin madeni
çoğunlukla hüzne çalan büyük sövgü
ve mutluluğa kanatlanma çabasında
deliliğe şenlikli övgü
en çok güneşler korkutur adamı
gecede gölge olmaz çünkü