Gülmek Eskiyor
önce ben vardım
farkı düşlere saçılan
göğsümde yaşayan bir şeydi
kolların
ölçmedim,gerçek miydi?
masum ve aksi
oysa inandıkça onlara
gülmek eskiyor
yollar düşüyor aynı sonsuza
hepsi kararsız
incir ekşi,nar beyaz
kim bulmuş ki
ben kazanayım vazgeçmeyi
gülmek eskiyor
destanlar anlattılar uykularda
bakışlarda biçimlenen
avuçları terleyen bir denizmiş
hüzünler
teraziler hep kazanandı
senden önce
romanı ağırmış dudaklarının
gülmek eskiyor
bir karınca
griye yakın mayhoş ve telaşlı
hepsi hatıraları sürüklüyor
dağılan çatılara
gökyüzüde mi geçmişteydi
renginin sesi,bozulan yıldızlar
gülmek eskiyor
soğuk bir temmuzdu
sularda yankılanan
çıkmazda bir çocuk
kanadıkça dizleri
ellerine koşan bir çocuk
aynalarda sürekli
gülmek eskiyor
maslarda içkiler
tırnaklarında güneş
kirpiklerinde mutluluk
hiç bir dilde tercümesi yok
kaçmanın sevdalardan
gülmek eskiyor
zaman sürekli beklemekteydi
kendinde atan bir serçeyi
o ki bütün sırlardan ırak
o ki çenenle avcunun arasında
sürekli umutları dokuyan
gülmek eskiyor
nesirler de çatladı
taştan kağıtların ovasında
soluklarında sıkışırken
teğet geçti gündüzler
gülmek eskiyor
yastığında sakladığın bir tavşan
özlemle beslediğin bir ötüş
ekmeğine sürdüğün bir çiçek
içimde artçı herşey
yavaşça yıkan güzellikleri
gülmek eskiyor
bir kelime vardı
karanlıkta derinleşen
üçüncü perdesi oynanıyor
beklemediğimiz bir senaryo
duymadığımız bir işlem
sen ve ölüm?
ne saçma
daha çayımız bitmedi
gülmek eskiyor