Gurbet Dediğim
Sınır ötesi değil gurbet dediğim
Damardan boşalmış kan gibi
Yürekte çarpan gümbürtü
heyelan gibi,
almış götürmüş beni başka diyarlara.
Kaç paraya satın alınır insan ömrü?
Ederi nedir sorduk mu hiç.
Hiç! paraya kaç insan,
ömür tüketir bilir miyiz?
Kaç sevdanın bedeli
bedenleri kaç para?
Kaç kimseysem,
kaç kimseden daha büyük değil suçum bu alemde.
Bu alem kaç para?
Kaç kere kaçın, kaç ettiğini öğrenebildiğimizde
alacağız insanlık onurunu.
Prangasız mahkumluktan azad edildiğimizde ise
kaybolmuş olacak çoktan gözlerin feri.
Yorulduğumuzda anlayacağız belki
boşunadır ömrü bekleyerek bitirmek.
Katırlar! gibi cinsiyetsiz olduğumuz
kafamıza vura vura akıl hanemize yazıldığında,
geçe kalmış olacağız.
Bizim okulun tenefüs zili gibi.
(Okul zili dedim de aklıma geldi.
Sahi ne güzeldi o hademenin elindeki
kilise çanından küçük, buzağının boynundakinden büyük
parlatılmış pirinçten üretilmiş o zil.
Benim yaşama koştuğum zil, o zildi bir zamanlar)
Ne güzeldi çocukluğum.
Ne güzeldi özgür/cinsiyetsiz/hatta kimliksiz sevmelerimiz.
Ne güzeldi gurbet kavramı bile.
Gelen mektuplar, yazılan kartlar ne güzeldi.
Mahkumiyetsiz mahkumluklarsa sevinmelerimiz.
Taş plakta çalan çocukluğum gurbette şimdi.
Aşılmaz yollarda kaybolduğum,
dağları sarmış ormanlarda yitirdiğim gençliğim,
dudağımdaki tebessümümle bekleyen çocuk yüreğim.
Gurbetteyim,
gurbet dediğin kaç para?