Hasretimde Kan Sesleri
Bir Mart sabahı uçtu, yanık yağda boğulan tenim.
İşaret parmağımda çılgınlık saatleri...
Bilmezdim, bazı saatlerin manasız baktığını.
Gözlerime erişti; resimlerde çalınan korkusuzluğum,
Yorgun eller, ölü bir dağ...
Ve şehirleri yasak gösteren solgun dudaklar...
Toprak, yüz vermedi o gönül dağdağasına.
Gün, rahmetinden tutamadı akşamı.
Ezan, sustu ve çıkardım saçlarımı kuşatan putları.
Ağzımda, takvim yapraklarının arasını dolduran gençlik yılları...
Kanıtlar, belgeler, musalla taşı ve toprak...
Bilmezdim bakışlarımın varlık sancısını.
Ve sürdürdüğüm yorucu koşuşturmaları...
Tiksirdim, boğazımda düğümlenen hayatları.
Kalktı, üstümde silinmez yaşam yükü.
Geçti, tarih denen serkeş gençliğim.
Ve geçti, alemlere meşk olan ham yüreğim.
Ölüm ve aşk için yüreğime sürdüğüm merhem,
Yeniden yapılandı.
Ve her sevinç nöbetinde tenim, olanca ağırlığıyla çöktü.
Kopartılmış yapraklara sindi, manasız bir gece.
Ansızın; dağ çiçekleri açtı, koynunda.
Leylak büklümlerinde ölümle paslandı gökyüzü.
Şehrin raks eden suretinde bayındırlandı dünya.
Ve ölümle paslandı,
Dilimin ucuna gelip de sustuğum hasretin...