Hayat Kapanı
Soframda boylu boyunca güneş tabakları.
Karanlıktan kalma bir ışık gibi, ilkbahar.
Çalınmış ve gizemli bir sis sabahı.
Gittikçe açılıyor, mahşere yanaşan kapılar.
Ardımda şenlenen maceracı gözler.
Yükselişe geçmiş kızıllık öfkesi.
Süpürülmüş yalnızlık tohumları.
Sana dokunamamanın adı, hasret yorgunluğu.
Bir türlü dinlenemiyor, raydan çıkan umut.
Vagonlarında İstanbul hatırası.
Rakı şişelerinde, gönül şarkılarında, nağmelerde.
Sabahı bekleyen güller gibi.
Belki de fotosentezdir, aşkın soluğu.
Yetim kalmış oksijen, sabahı edemeyen karbondioksit.
Size kendimi mi, yoksa yaşadığım aşkı mı anlatacağım?
Neye yarar, kurumuş göz kapakçıkları?
Çaresiz, etiketi olmayan kirpikler.
Kalemle çizilmiş kaş teoremleri.
Usta bir metamatikçinin son perdesi.
Düzeni çiğneyen en son anarşizim.
Gözlerinde bir ilah gibi, ayrılık.
Her yönde sen, her sende belirsizlik.
Büyük hacimlere kurban giden damarım.
Ruhumun nakil olduğu kuzey gezegenleri.
Bölünmüş orkestraların anatomisi.
Nasıl da üflüyorum, klarnetin acısını.
Her nefes, büyük bir miras, hayat kapanında.
Bu yüzden, gönlünü alçakta ve derinde tut.
Biliyorum, ayrılıkla geçen her saniyeyiz sayamazsın.
Ama mutsuz olduğun yılları sayabilirsin.
Önce damla, sonra kurumuşluk.
Çöl denen iklimin dolambaçlı yolları.