Hoş Geldin Ellerim
Hoş geldin ellerim;
Şiirlerini bırak şöyle konsolun üzerine,
Terlemişsin.
Bronz hüzünler,
Tütsülü kelime koktu her yer,
Mutluluğun dilinde bir garip aksan,
Hala anlamıyorum,
Biraz yüksek sesli konuş, biraz yavaş yaz.
Böyledir sonu Eylül'ün,
Çığlıklarda kuşlar rapsodisi,
Deniz tuz cehennemi işte şuracıkta,
Yüzerek yıkan gözyaşlarından,
Yüksek basınçlı ağlat her cümleyi.
Ve sen sevdiğim;
Sen de hoş geldin,
Evimi memleket kadar büyüttün.
Salona geçelim orası İstanbul,
İzmir odama serili,
Van güneşi getirir birazdan,
Diyarbakır koridorun yarısı,
Mavi gözlü martılara seslen,
Bizim için uyandır.
Biraz geç kaldın,
Balkonumda ekmek kırıntısı tokluğuna,
Kumruların serenatları ulvi bir umut,
Birgün konacak mı pencereye
beklenen mutluluk?
Cevabı, taze gün yaralı kayıp..
İşte böyle sev beni;
Acı bir suyu paylaş
Kalıtsaldır aşk bizde,
Umuda ban ekmeği.
Yazılı gel;
Uyruğunun ne önemi var?
Hüzünlerden yaralıyız tekmil insan,
Fark etmez toprağının rengi,
ve bitmeden aya bakan yüzüm,
Gül kurusu mevsimler getir.
Katil meleğin atölyesinde;
Cansız doğa tablosu,
Kıyamete kadar ancak bitecek
Şu an bile kalbime gelebilir fırçasının darbesi,
Ölümden korkmak olmaz
Düşündüm de;
En çok gözlerini özlerim ölürsem.
Gözünü sevdiğim yaşamak,
An be an ölmektir bilirim
ve içim kıyılıp her ağladığımda,
Derine çakılı yarınlar yüzer fikrime,
Kurur ellerimin denizkızı.
Her mevsim dönence,
Günler geri kalıyor gökyüzünden.
Sen sevgilim; oldum olası halinle dön!
Bavuluna doldur git eskitilmiş sevmekleri,
Git hadi
ve yalnızca ?biz' le gel geleceksen
Bir daha gidersen;
Aylardan toprak olsun,
Günlerden sevmenin karesinde ölmeliyim.