İki Korkak Kahraman
“abe yakışıklı şu yanındaki pirensese
bir çiçek almaz mısın”
bir demet Kokina'yı satabilmek için
kırk takla atmış
birbirine kenetli ellerimize fal bakayım diye
nasıl ısrar etmişti
ya o karaşın çingene kızın duası kabul olmuş
yada aşk kısa süreliğine de olsa bizi seçmişti
fazla kalmayacaktım
ayak üstü uğrayıp dönecektim zindanıma
kim bilebilirdi cama yapıştırılan bir telefon numarası
ve sıcacık bir “efendim” ile
o gri şehirde rengarenk bir gök kuşağı açacağını
kırk ömürlük hatırı olan o kahveyi onun ellerinden içeceğimi
kim bilebilirdi...
nasıl kaybolmuştum gözlerinin b'ela labirentinde
ilk defa uçmayı deneyen kuşlar gibi nasıl bırakmıştım kendimi aşka
bendim o yelesi kana bulanmış savaş atı
bendim ateşle barutun öpüştüğü infilak
ateşinde yanmaya gitmiştim
ardımda cehennemler bırakarak
gel gör ki; iki korkak kahramandık
hiç kimse ile değil kendimizle savaştık
yanlış üstüne yanlış
hata üstüne hata
çırpındıkça gömüldük bataklığa
gururlu kızıl taylar geçti içimizden
bir cılız kıvılcımdan kallavi yangınlar çıkarıp
şımarttık ayrılığın patilerini
üfledik sûra
yangından ilk kurtaracağımız aşkı
kendi elimizle ateşe attık
yalan oldu çingene kızın falı
üç vakte kavuşamadık