İstanbul Güncesi
Akşam oluyor İstanbul?da?
Uzak ufuklar kan ağlıyor yine
Nöbetini devrederken güneş
Sinsi bir kör karanlığa?
Usul usul kararan sokaklar,
Teslim ediyor kendini bir bir
Ölüm sarısı ışıklara tüm çıplaklığıyla?
Etrafıma bakıyorum:
Sıra sıra sokak lambaları?
Camlarda ışık keşmekeşi?
Oysa bazıları karanlık:
Karanlık yüreğim gibi?
Yollara bakıyorum:
Yollar kalabalık?
Düşüncelerim gibi?
Deniz?
O nedense hala uyanık?
Ve ellerim?
Ellerim yok!
Görünmüyor ellerim?
Karanlık?
Zehir gibi?
Zıkkım gibi?
Ve şehir?
?İstanbul!? diyorum
Gözlerimde bir ökse otu?
Ne yana baksam
Gelip yapışıyor
Göz kapaklarıma?
Engelleyemiyorum !
Bir tren geçiyor
Yüreğimden?
Gürültüsü
Atışları kalbimin?
Hızla geçiyor içimden
Kapatıyorum gözlerimi
Menzili göz bebeklerim !...
Geceye susuyor deniz?
Martılar çığlık çığlığa?
Uzatıp elimi gökyüzüne
Mehtabın sarı saçını okşuyorum?
Yıldızları topluyorum tek tek
En güzel, en parlaklarını?
Saçlarıma takmak için
Örüyorum
Örümcek ağının pırıltısında?
Eğilip uyuklayan denizin kucağından
Karanlığa hapsettiği rengini çalıyorum !
Kararan gözlerime sürüp
Gün ışığıyla parlatmak için?
Ve tekrar uzanıp gökyüzüne
Mehtabın saçlarından
Gümüş simleri topluyorum
Avuçlarıma?
Karşıdan mahzun,yapayalnız
Buruk bir tebessümle
Beni izleyen YAKACIK?a
Gülümsüyorum?
?Sussss!...? diyorum usulca;
?Mehtap uyanmasın??
Simlerle sarıyorum
Yıllardır kanayan yüreğimi?
Ve yürüyorum ağır ağır
Karanlığın göz bebeğine
Uzaklaşıp şehirden
Kendimden ve
İstanbul?dan kaçıp
Güneşe yürüyorum !...