İz
bir varmış bir yokmuş diye başlayan
masallar gibi
hangi masalın mavisinden sızdın ömrüme
saklambaç oynayan o güzel
o haylaz çocuklar gibi
ne ara gizlendin kalbimin sırça köşküne
olmayacak olsun diye
hangi dilek ağacına çaput bağladım
hangi dağın zirvesinde el açıp Allah’a
hangi ziyaret olmuş türbede
tütsü yaktım da
etekleri zil çalan bir sevinç gibi aktın içime
aşksız kapatmaya hazırlanırken amel defterimi
işinin ehli bir ressam gibi
ne ara sen rengine boyadın içimin tuvalini
kuru bir ağaca can veren sarmaşıklar gibi
böyle dal budak
ne ara içime kök saldın
ardına dek açılmış kapılardan girmeyen ben
neden senin hiç açılmayan ve
açılmayacak olan kapılarına yüz sürdüm?
onca güzel kadına dönüp bakmazken
neden seni böyle fütursuzca sevip
bütün olmazlara olur dedim
ah içimin gülen yüzü
nasıl bir işaret bıraktın ömrüme
nasıl bir iz…
ve nasıl güzel yaktın ki
söndürmeye kıyamadı
hiçbir ırmak, hiçbir deniz.