Kalbimdeki Uçurtma
çocukluğunu unutan bir adamım
ceplerimi yokluyorum her akşamüstü
paslı salıncakların sesi b/ulaşıyor kulaklarıma
hatıralarımı giyiyorum gece olunca
öyle uyuyorum
annem, her gece
göğün sabrını örterdi omuzlarıma
ninniler süzülürdü saçlarımın arasından
yuva kurmuş serçelerin duasına benzerdi avlumuz
diz çökerdi ay penceremin önünde
sonra
karanlığı katlayıp yastığımın altına bırakırdı ben uyurken
nasırlı mevsimler taşırdı eve babamın elleri
avuçlarını açınca yağmur görünürdü gözlerinde
yeryüzü ayakta kalmayı öğrenirdi
her güldüğünde
şimdi hangi sokağa çıksam,
benden önce geçiyor karşıya çocukluğum
kaldırım taşları unutmamış yerini dizimdeki yaranın
her akşam ismimle çağırıyor beni eski şarkılar
zaman desen
anılarımı saklayan koca bir ihtiyar
bir uçurtmam vardı,
ipini kalbime bağlamıştım, hatırlıyorum
bulutlardan bir parça eksildi sanmıştım kaybettiğimde
çok sonra anladım göğün eksilmediğini
içimde çocuk kalabilen son maviliğin ardından ağlarken
oyuncaklar kaybolmaz
büyüyen eller terk eder onları
kilerimin kuytu yerinde bekleyen tahta atım
bahçeme doğru kişniyor.
her gece rüyalarımdaki ahırdan kaçıp
annemin "üşürsün" diyen sesini giyiyorum üşüdüğümde
eski bir battaniye gibi örtüyor üzerimi bu aralar
hiçbir kış
annemin telaşındaki ateşi söndüremiyor
ben kuşları gökte sanırdım
oysa kanat çırpan bir serçe var sol tarafımda
korktuğumda avuçlarına uçuyor annemin
babamın omzuna konuyor sevindiğimde
bir ceviz ağacımız vardı
gövdesi dedemin alnı gibi kırışık
bayram sabahları kadar genişti dalları
sadece gölgesi duruyor oyunlarımda
çok sonra anladım
kesilince değil
unutulunca devriliyormuş
bazı ağaçlar
bazen eski bir sınıf oluyor, geceyarısı
ayışığı tahtaya yazıyor adımı gelmedi diye
kalemimin ucunda kaybolan yıllar
kurumuş papatyalar defterimin arasında
hiç olmayacak bir sevgili için saklanan
insan
oyuncaklarının adını değiştiriyor büyüyünce
misket, umut oluyor
tahta kılıç, gurur,
uçurtmaya gelecek diyor.
sonra bir gün,
hepsinin aynı fırtınada savrulduğunu öğreniyor.
şimdi hangi aynaya baksam,
bir çocuk beliriyor karşımda
gözlerinde çamur lekeli bir akşam,
ceplerinde beş taş, bir sürü hayal, bir gökyüzü...
yaklaştıkça uzaklaşan kandiller gibi oluyor hatıralar
bir gün
içine alacak ayak izlerimi usulca toprak
kuru yapraklara bölecek adımı deli bir sonbahar
karanlığın cebinde unuttuğum misketler gibi,
gecenin avucunda birbirine değecek içimdeki yıldızlar
ve biliyorum;
yarım bıraktığım bir oyuna döneceğim
ölünce
üzerimi örtecek gökyüzü
annem gibi her gece
...
TEMMUZ, 2026 / URFA