Kimseler Bilmez
Her yağmurlu İstanbul akşamı
peşi sıra yalnızlığının kalabalığı
denize doğru yürür,
köşeyi dönüp kaybolur gözden,
yorgun ve rutindir adımları.
hüzzam bir parça tutturur ekseri,
hiç kıpırdamaz çatlak dudakları.
Nereye kadar gider ve döner zihni,
Ne olmuştur sahi, suya indirdiği onca kâğıttan gemi,
ya her birine yüklediği elem , gözyaşı?
Yakamozları büyütür ellerinde,
fecre kadar huşu içinde izlerken Marmara'yı.
bir şiir tutturur da inceden
eşlik eder ona mütemadiyen
kayalarla sevişen boğazın esrik dalgaları.
Dalgakıranla uzun yıllar evveline dayanır tanışıklığı
sırtını yasladığı fener memnundur halinden,
bir şişe yıldız tozunu bölüşürler hep
yeni bir şiirin doğum sancılarını çekerler birlikte
hiç eksik kalmaz bu seremoniden
saçlarını tarayan gece rüzgârı
Kimseler bilmez!
kaç yıl daha sürecektir bu şarkı
ve ne zaman sonlanacaktır geceden sabaha varan rutin yolculukları?
bilinen tek dostudur,
sokak lambalarıyla , parke taşlı yolları saymazsak
simidini ve sırlarını bölüştüğü alaca aksak bir martı.