Kırk Küsur Öncesi Gibi
Kara rüyalarla uyanmak
Dil sade kahve kıvamında
Zembereği boşalmış saat misali boş
Yeniden kursak zamanı
Yenibahar doğumunda
Mart'tan sonra Nisan hani
Sürülmüş zeytin diplerinden doğan papatya gibi
Süslensek aynaları kör edip
Güneşe vursak saç tellerimizi
Sararır mı çocukluğumun rengi gibi
Sarışın voltalar atılır mı
Yorgun kaldırımlarda
İçimde bir sürü doğmamış şiir
Prematüre aşklara yeniden
Dolar mı küf renkli dolma kalem uçları
Külden mezarlara gömdüm beni
Ama kül topraktan ağır değil
Bir hıdrellez zamanı terk ederim şehrin mezarlığını
Musallaya yatmadı henüz düşlerim
Duymadı kulaklarım hoca talkımlarını
Ölmedim henüz
Yaş elli küsurda olsa
Ciğerimde düne yapışmış bir sürü zifir
Koşarım nefesimi saklayıp
Şehir parkına
Platonik aşk artıkları kanepeler
Çakıyla yazılmış ilk harfler gibi
İlişmek bir ucuna
Yosunlu havuzun fıskiyelerine yazmak yeniden
Bir elimde fırça
Boyarken sırtımı yasladığım hayatı
Kurşuni
Kırmızı beyaz güller ekilir mi çimen aralarına
İşgal etmişken çitlere saklı, kuru hanımelleri
Bilmem
Yeniden doğar mı
Çocukluğumun parkı
Havuzunda kırmızı süs balıkları
Avucumda suya mahkûm bir gıdım simitten artan susam
Yeter mi
Parmaklarımdan kalan bir zerre tat
Al solungaçlara
Günü batırırken bir kez daha atarken umut gibi
Balıkların çığlıkları yok gülüm
Ya da sessiz feveranlarda
Suya düşen baloncuklarıdır
Teşekkürü bir lokma nafakaya
Kara rüyalarla uyanmak
Dil sade kahve kıvamında
Yarın
Uyanırım belki de
Dilimde loğusa şerbeti
Bir kez daha yakar güneş pervazı kirli perdesi sisli
Şehrin yamacındaki evi
Mart'tan Nisan doğar
Nisan'dan Mayıs
Kırk küsur öncesi gibi
Bakir bir parkta
Başlar yeni bir aşk
Ve
Nadastan usanır da doğar
Şehir begonyaları...