Lôkmân Kiyâma Durmuş
Gönüle makâm sordum hüzzâmı benimsedi,
Hüzün aşinâsıymış ağyâr tad istemedi.
Ol nigâr seni sordu deyince gülümsedi,
Nakşetmiş sinesine başka ad istemedi.
İsyankâr oldu bana nasihât dinlemiyor,
Aşık-ı pervanenin makâmını istiyor.
Nâr-ı Beyzâ'da mücrim, ah edip inlemiyor,
Mecnun'un çöllerdeki makâmını istiyor.
Gönül zülf-ü yârini sim-ü zere değişmez,
Mihenk taşı olup da ayârını kesbeder.
Bülbülün eyyâmını ah-ü zâra değişmez,
Güllerin yaprağına siyerini resmeder.
Sırça saray olup da meyyâlse ser-encâma,
Târ-ü mârı aşikâr vefâsız yâr elinde.
Gözyaşıyla mücehhez bâdeler sunsa câm'a,
Ab-ı hayattır ona zehir olsa dilinde.
Esmesin bâd-i sabâ minrican olur bağa,
Takât yetmez sonunda güllerin gözyaşına.
Akşamın gurubunda hasret çökerken dağa,
Zümrüd-ü anka gibi kalacak tek başına.
Dediler ki uzakta Atlantisin yanında,
Belkıs'ın ülkesinde aşka çare bulunmuş.
Derde dermân diyerek vâsıl oldum anında,
Bir ahu gözlü için Lôkmân kıyâma durmuş.