Menzilsiz Vagonlar
Dünya bir ilik, biz hep iplik. Birbirimize düğümlenmekten yorulup makasın soğuk ağzına sığındığımız o geç kalmışlıklar...
Bir bisküvi kutusunda sakladım çocukluğumu,
Kenarları paslanmış, hani o sarı tenekelerden.
İçinde birkaç gazoz kapağı, bir de kırık kurşun kalem,
Ucu hep en can alıcı yerinden kırılan...
Şimdi büyümenin o boyası dökülmüş caddelerinde walkman dinliyorum,
Pilleri zayıflamış, şarkıları tersten söyleyen bir zamandayım.
Dünya diyorum, dünya ne büyük bir düğme deliği,
İçinden geçmeye çalışırken sökülüyor eteklerimiz.
Evlerin pencerelerinden sarkan o bezgin tül perdeler,
Sanki sokağa doğru kusacakmış gibi duran yalnızlıklar...
Bir çay demliyorum, buharı yalnız benim yüzümü ıslatıyor,
Mutfağın fayanslarında soğuk bir kedi uykusu.
Annemin dikiş kutusundaki o renkli iplikler gibiydik oysa,
Birbirimize düğümlenmesek, çoktan dağılıp gidecektik.
Şimdi bir makasın soğuk ağzında bekliyor ömür,
Kesse, kurtulacağız belki bu kumaş yorgunluğundan.
Sonra dolmuş duraklarındaki gri yağmurlar başlıyor,
Şemsiyesinin altına sığınacak kimsesi olmayan adamların ıslaklığı.
Herkes bir yere geç kalıyor bu şehirde,
Bense en çok kendime geç kalıyorum...
Ahlar, vahlar, sonra...
isyana özgü önümü iliklediğim yabancı insanlar...
İçimden geçen o rayların pasını kim silecek şimdi?
Biletçisi uyuyakalmış bir trenin en son vagonundayım,
Menzili olmayan, tünelleri karanlık bir çocukluk bu.
Yeniden doğsam, kağıttan bir gemi yapardım öfkemden,
Batacağını bile bile yüzdürürdüm evdeki o çamaşır leğeninde.
Çünkü bilirdim, batmak da yakışır,
Gidecek denizi olmayanların sığ sularına...