Mistik Bir Aşk Öyküsü Doğurur Güne Batarken
Mistik bir aşk öyküsü doğurur
Güne batarken
Gölgeleri
Bir mevsim kan ağlar
Kıvılcım yağarken gökten
Kimse keman çalmayı bilmez bu koyda
Kırlangıçtan dinler
Akşam ezgilerini
Öyle kokar anason
Salamura kokularını sindirip
Parmaklar sigara rengi
Mayışmış güz ertesidir gözleri iklimsiz ağlamalarda
Sarhoş doğar zaman hep
Sarhoş ölür
Ay saklarken geceye kendini
Artık
Faili meçhul cinayettir
Yelkovanı iki kaş arası vuran
Yitik zamanlarda saklanan
Akrep öpüşmeleri
Ayrışır
Söz ile sükût
Gümüş ve altın aynı potada
Tavlanıp asılırken sessiz şafaklar
Dağın puslu başlarına
Issız bir seyrüseferdir
Bakıp vapur bacalarına
Gençlik ağıtları söyler
Saç telinizden düşerken bir zerre siyah boya daha
Daha kaybolacak
Onlarca şafak var
Kızıl örtüler örtünürken şehir
Örtünürken şehir
Üryanlığına
Yemenileri yetmez
Yetmez günahları giydirecek urbalar
Bu kadar ayan iken
Bu kadar beyan
Bu kadar
Ayan beyan
Hayat uzun bir mola
Yoksunluk sofrasında
Yoksul çilingir şölenleri misali
Oysa
Bir elma
Bir duble rakı tadında kurulur
Şarkılarını unutan masa
Kimse keman çalmayı bilmez bu koyda
Kırlangıçlar söyler ezgileri
Nakaratları uydururuz biz
Kitabı basılamamış şair misali
Gücümüze gider belki
Ama...
?'biliriz zor zamanda doğduk
zor sezaryenlerde
ve prematüre'