Nefes Nefese
sürekli yanıldı ve gördüklerine şaşırdı
ama kapıldı yine de bilinmezlere
zamanı olmadı acının çetelesini tutmaya
susup dinlemeye, sabredip beklemeye zamanı olmadı.
nerede yaşıyordu ve ne zaman kaçıp
gitmişti o şehirden hatırlamıyor artık
hangi duraktaydı ilk sevdiği ve daha
böyle sürer mi ilk buluşmanın sessizliği
körleşen bir gölgeydi belki her yalnızlık
her mahvolmuşluk karanlığın bastırdığı yerdeydi
ama zamanı olmadı çetelesini tutmaya
aşkların, yalnızlıkların ve kahırların
istese de duramazdı zamanı geldiğinde
kentin kapıları çürürken saçlarında
kalp ağrısı ve elem ve keder
durmaksızın soldurdu umutların goncasını
avuçlarında gecelerin kül kokusu
içinde dolaşıp durur yarın kuşkusu
yıldızlar bile buz kesmiştir o zaman
üşümüş birer çocukturlar
umarsız düşülecektir o yollara
ki bir ömrün çığlığıdır adımların bıraktığı izler
hatıraları aşkları ve bir şehri
terk edip gidebilirdi zamansız
zamansız başlardı ayrılıklar
hangi vaktinde olursa olsun günün
ve sürekli yağmur yağardı caddelere
durmaksızın yağmur yağardı sokak boyunca
ve zaten kaybolup giderdi hüzün
şehir sırılsıklam kalınca ardında
bir hoşçakal lafı bile çıkmazdı ağzından
ne zaman uzaklara gitse dinerdi korkular
şen şakrak gülüşler duyulurdu serin topraklardan
ağaçlarsa çıplak bir tımarhane kaçkını
her savruluşunda saçılıverir kahkahaları
pas tutmuş bir hayatın ortasında
bulutları seyrederdi o hep aynı bakışla
ciğerinde dumanlar, ellerinde martılar
uçurumlaşan çığlık, depremleşen karanlık
çelik rüzgarlarla kırbaçlanırken
yaşamak işte öyle apansız yakalardı onu
ve nasıl oluyorsa kekik kokulu
bir aşkın mutluluğu dolardı kalbine
söküp atardı o zaman azgın bir nehire
ne kaldıysa bir önceki hikayesinden
nefes nefese geçerdi şehirleri, aşkları
yaşlanacak kadar durmadı hiçbirinde
tutarsız bir deli, bir çılgın
insanı şaşırtan bir dahiydi belki de...
yazılacak günlüğü yoktu hiç
düşlemedi güzel aydınlık günleri
nerede bir yangın nerede hengame
o muhakkak içindeydi nedensizce
kimliksizdi, hükümsüz sayılırdı belki de
ama katlanmazdı ölümsüzlüğe de
beklemedi kurumuş hatıraların yeşermesini
yoktu kalbinde tek bir avuntunun izi
mazide ne kaldıysa nefestir şimdi
şamdanlardaki mumlar gibi erimek üzeredir
o köhne yalılar gibidir hatıralar
sararmış çiçekler, rüzgar uğultusu ve orman
belki fırtına kopar ansızın
binlerce yıllık bir yağmur başlar
ve kurşuni bir dalgınlığa dönüşmeden yaşanmışlıklar
kül olup uçar her şey, belki yok olur...
Sessiz Feryat