Ölüm Anı
kahkahasıydı gök gürültüleri babamın...
şelale şırıltıları anamın
.
ve masmavi bir gölgeydi özgürlük
eller...kökleri ulu bir çınarın
..
bense...
-kıyısını kaybetmiş denizdim-
dipsiz bir kuyuya baş aşağı düşüyordum
ve buzlar sarkıyor tahta yüreğimin saçağından...üşüyordum
...
keşkelerim...
-ki pişmanlığıydı ateşinde kendini yok eden kibrit çöpünün-
yedi kat yerin dibine kök salmış
sanki memelerindeki sütle boğazı dolduran kısrağın yelesi...arşa varmış
ve düşlerim...
gümüş kanatları bir gezegenden diğerine uzanan minik serçe gibi...semada asılı kalmış
.
..
...
....
ve dudaklarım ıslak...
ipeksi tenini öpmüşüm içime dolan gölün
...
sonsuza dek yanacak mum sandığım ömür...
boynunu yanlış yöne bükmüş kardelenmiş
tut elimden hayat...gidiyoruz diyerek...bir gece ansızın geldi ölüm
....
ve yüreğim...
akıttı can suyunu
artık bahar gelmez...
mateminde...erken koparılmış bir gülün
ve ben...
yarısı kar yarısı nar
-karanlıkta kendini arayan gölgeye döndüm-
hiç'den gelir hiç'e yürürüm
.....
ebedler diyarının kapısından girmek üzereyim
ama halâ...
kefen içinde üşür müyüm üşümez miyim...
tabutlar niçin bu kadar...dar diye düşünürüm
.....
oysa...
ruhum Yüceler Yücesi'nin katında...
cismim üç-beş karış toprak altında
.....
sevaplarım...dilime konmuş martı tüyü
günahlarım...
henüz tırmanılamamış koskoca bir dağ sırtımda...sürüm sürüm sürünürüm
1991
*tahsin özmen, bez bebekler de üşür, çatım&baskı
yay,ank,2006