Ölümün Bin Yüzü
Bir damla kan...bir ateş...Ve durdu zaman...
Ve geldi arkasından koyu,karanlık bir duman.
Sanki bir çekiç sesi yankılanırken uzaklardan
Bir çocuk sordu: ?Ölüm gelecekmiş anne.Ne zaman??
Kırmızı,içine göçmüş gözler mi bakıyor bir peçenin ardından?
Erkekler utanmıyor mu yoksa artık ağlamaktan?
Ama boşuna yırtınmak,dövünmek durmadan;
Ölüm biraz önce sessizce geçti gitti aramızdan.
İki metre beyaz bezle bir kaç kürek kara toprak
Gözlerde yaş,gönüllerde bir buruk kuşak
Bu umutsuzluk çıkışı olmayan bir koyak
Ancak Fatiha okuyabiliyor şimdi her çift dudak.
Daha dün gök maviydi;şimdi dünya bulanık.
Aç çocuklar ağlaşıyor belki bir evde:
?Baba acıktık!?
Ev boş,çatı akıyor,
Yorgun ana da yaşamaktan bıkmış artık
Ölüm devlet değil;
Dinlemez seni,elbisen yırtıksa yırtık!
Hiç sorun olmadı ki ?Olmak ya da olmamak?
Kör müyüz?
Asıl sorun burada ?Kaçınılmaz olanı anlamak?
Kanma!
Çare değil BUDA gibi yaşarken ölümü tatmak
Ölüm Tanrı değil;
Dinlemez ne Muhammed ne İshak!
Yok artık ne haydutlar ne kurtlar
Yok artık kırlarda uçuşan rengârenk uçurtmalar
Yok artık yeşeren tatlı,küçük umutlar
?Anne burası çok karanlık!Neden yanmıyor ışıklar??
Rec'm edilen iki beden atılırken bir çukura
Kral'ın cesedi konmuş mermer taşlar altına
Yakılmış bir diğeri savrulmuş külleri ırmaklara
Ölümü sen ne sandın?O bakmaz ölenin sanına..
Arkada bir bardak su ve yarım kalan nutuklar..
Yaşanmadan bitiveren bir yığın mutluluklar...
Hani nerede şimdi boydan boya serilen mavi-kırmızı yolluklar?
Ölüm kara bir kuyu;göremez içini ağlamaklı suratlar...
Bayraklar bile yarıya iner kimisinin ardından
Ağıtlar yakılır,türküler çığırılır bıkmadan usanmadan.
Hatta hiç unutulmaz yıllar geçse de aradan
Ne çare ey insan!Düğme kopmuş bir kere yakadan...
Acaba yaşayana mı gerek ölene mi ?ağlamak??
Çözüm mü gözlerim oyulana dek ağlamak?
Tüm mezarlar gözyaşıyla dolana dek ağlamak?
Yapabildiğimiz tek şey bu,kızma sen ey ağlamak!
Ağlamak...ağlamak...ağlamak...