Öpseler de Geçmezmiş
kitap arasında kurumuş güllerin hüznü kaldı senden
göğsü dinamitlenmiş bir dağın
toz duman yıkılmışlığı
kum fırtınasına yakalanmış bir bedevinin
kıblesini şaşırmış lığı kaldı
sen
boyayıp dudaklarını cinayet kırmızıya
küskün bir mevsim gibi alıp gittin bohçanı
ben
o türkü yanığı gecelerde
ağaç kovuğunda annesini bekleyen yavru sincaplar gibi
hep senden bir haber bekledim
bekledim…
bir gülüşünü bin geceye böldüm
nöbet bekler gibi bekledim
hasretin alıcı kuşları tırnak vurdukça yüreğime
en kallavi acıya kafa tutan ben
diz çöktüm yokluğunu
yıkılmam sanıyordum
yıkıldım
ve anladım ki…
kol kırılınca yen içinde kalmazmış meğer
unuttum deyince unutulmaz
bitti deyince bitmezmiş
teselliye uzak müebbet bir acıymış ayrılık
vakti, zamanı
sınırı, durağı
terazisi, mizanı yokmuş
kesip atılmazmış da
yarasını kendi yaran saymışsan
öpseler de geçmezmiş acısı
acısını bile sevmişsen