Oyun Bozan
''sükût lehçesinde aç susuz bir mülteciyim şimdi''
yıldızlar vardı saçlarımda
altında kaçak buseler ç'aldığın
oyalı yazmamın uçlarında
yakılan türkülerle
gel vakit erken
gel saçımda aklar sayılırken
yağmurlar vardı gözlerimde
dua'sına besmelesiz çıktığın
irem bağlarımda soldurduğun
güller aşkıyla
gel vakit erken
gel gözümde yaşlar dökülürken
suskunluklar vardı sesimde
kuytusunda çığlıklar büyüttüğün
elifimin dimdik yalnızlığına
topladığın sözlerinle
gel vakit erken
gel dillerim lâl olmamış çağırırken
son/baharın titrek güneşine
kapattığın perdelerin
saçak altlarından süzülen
elvân elvân hüzmelerle
gel vakit erken
gel son perdeye çeyrek kalmışken
-aşk'ın bir gün/ahı tutar mı?
sükûtla temizlenirken...
bağrımda mahşerin atlıları tepişirken
düşlerimde kırk yamalı kaftanımı
sürüyen derviş
bin gün/ahımı taşlarken
gelme vakit geç
gelme hayatın son perdesi oynarken
//sandın ki ayrılıkla b'ölünülmezmiş...
''işte ben öldüm''//