Pâre
'Ekseni ıslak dudaklarına kaymış bir dünya burası.
Nereye baksam sen artığı pare..'
Mühim olan sen
Ve dudağında barınan ıslak merhabalar.
Öyle ki günaydın türüyor mavileri kıskandıran gülüşlerinde
Sanki bir yaşamanın başındayım.
Bir merhabanın unutulan yanında.
İlmek ilmek ölesim var kollarındaki buğday tenine.
İsminin geçmediği her satır
Her açıklama anlamsız.
Sabaha öten çıplak sesli horozlar.
Ve sabah ayazının boğuk saatleri.
Senin olmayışın,
Bir kuşluk vakti tüm pervasız metinlere anlatım bozukluğu.
Yaşamak kadar tatlı
Ölüm kadar haşin oluyorsun.
Bir bardak sevda gibi.
Ne zaman sussam, susasam
Ya da susamış olsam.
Yüreğime doluyorsun
Kendimi yarım yamalak hissettiğim zamanlar oluyor.
İsmin aklımdaki hücre boşluğunda.
Tutup beyazın atası olan ellerinden,
Yüreğindeki sıcak vadide mülteci kalmak tek gayem.
Bir sıkımlık canım var.
İnce naif ellerinin izini taşıyan
Bileğindeki ince ip olmak ister bitap yüreğim.
Boynuna dolanmış bir perçem.
Ve uzunca saçların tahminine göre.
Belki bu bir yanılgıdır.
Belki de koca bir istek.
Dört dönüp bedenin mis kokulu coğrafyasını.
En tepeye ulaşınca ölmek.
Sayende seviyorum maviyi
Ve maviyi anımsatan her ne varsa.
Kendimi kırgın vakitlerden çekip.
Kuş kanatlarına adıyorum.
İsminin uçuk köşesinde.
Ve nefesinin ensesinde nefesim pare
Ben sen yaz diye yazmıyorum.
Sen yazsın diye yazıyorum bu kış vakti.
Ben seni okuyorum.
Gözlerindeki edebiyat maviliğini.
Şiir kokmuş dudağının kenarında cümleleri.
İşte o dudaklar şiire ev sahibi.
İnce ıslak ve nemli bir bahar sabahı gibi.
Ah pâre.
İçerisinde sana dair zerre kelime barındırmayan her ne varsa yaksınlar.
Aksine yaşanılası değil bu dünya denen illet...
Çok geç kalınmış bir sevdada geçti ismin.
Sustum.
Kuşlar ağladı.
Toprak sırtını döndü.
Şimdi sen söyle.
Daha ne kadar terso yaşanır bu hayat.
'Yüzün tüm coğrafyaya kıskançlık örtüsü pâre. '