Ruhumun Kumral Şafağı
Geceme serdim
akşamların isli yatağını.
Ağzı lav toplayan derinliğe ufalanırken gölgeler,
ruhumun mumyalanmış kelebekleriyle hasatlanan dal,
duvarlara kor rengi yaprağını döken kışla
ellerimi sıvar...
Kayaların üstünde
soluğuna karışıyorum buzdan yıldızların.
Taze narın şarap rengi yüzü,
gökte bakır ton.
Kar, yalnızlığın sıcaklığıyla aydınlanır ölüm.
Buzlar arkasında,
orada bir yerde
dağlanmış yüzüm,
bir kuzgunla başıma vurur sessiz çığlığını.
Ağaç açar zehirli çiçek,
sesimde kasırganın yüreğimi yaran gövdesi.
Öyle yalnızlık dokunur kıyılarıma.
-Güzelliğin dipsiz kuyusunda kavrulur dünya.-
En karanlık uykusunda düşlerin paslanmış sözcükleri,
boşluğa açan korkunun çürük tohumu,
ki bütün geceler biraz mezardır,
kan içirir damarından.
Ey gökte asılı demir güneşin paslı sazı,
keder türküleriyle kapılanır,
elbette hiçliğe.