Şah Ve Sultan
bir elmanın iki yarısıydılar
birbirine öylesine benzeyen
içlerine ihtirastan kurt düşmese
belki de cihana hükmedeceklerdi
dilleri baldan tatlıydı
aynı peteğin iki çalışkan arısıydılar
ayrı ayrı bahçelerde, çiçekler içinde
gördüğü düşü hayra yorsalar
belki de sonlarını düşünecek
sulh içinde birleşecekdi...
töresi aynıydı
yanık türküleri aynı
aynı dilde konuşurlardı
aynı dilde yaşarlardı aşkı
ve, bir sûretin
aynadaki aksi'ydiler
aşkın ve kelâmın
sırlarına ermiş
koca ordulara hükmetmiş
gönlüne yenik düşmüş asiydiler
bir eski zamanda
kader ağlarını örüyordu
aradaki uçurum
günbegün büyüyordu
iktidar için biri ötekini
aşılacak engel görüyordu
Habil ile Kabil miydi onlar
tekerrür mü ediyorudu tarih
kardeş kat'liyle mi son bulacaktı
bitimsiz, kanlı oyunlar
ve, aralarındaki savaşı
uyup şeytanın aklına
önce satranç tahtasına düşürdüler
sonu olmayan bu oyunda
yaktı canları, astı, pişirdiler...
ikisi de kahramandı
ikisi pek yaman
vuruştular
gün doğmadan
bir yanda top tüfek
bir yanda ok mızrak
ortalık toz duman
ortalık kan-revan
kırıldı kardeşliğin
kolu kanadı
kangren oldu, kaldı
asırlık yaraları
kardeşlere mezar oldu
ç a l d ı r a n
sonra, yobazların
yoz fetvasıyla
iftiralar aldı yürüdü
aşındı sevgi, saygı
dostluk bağları çürüdü
iki ayrı uçta kaldı
kalplerin sıcaklığı
yiğit gönülleri nefret bürüdü
.....................
.....................
şimdi birleşme zamanı
kimseye kalmadı taht, post
unutmalı geçmişi, olup bitmişi
barışa inanmalı, olmalı dost!
İskender Pala'ya