Şehir Hayatı
Şehir Hayatı Olmuş Zehir Hayatı
Beton duvarlar örmüş ruhuma set,
Gökyüzü yok sanki, dumanla örtü hep.
Bir telaş, bir koşturmaca sabah akşam,
Ne bir selam var, ne de bir içten tamam.
Kor klaksonlar içinde kaybolur düşler,
Kaldırımlar taş, insanlar hep susar.
Bir sigara dumanı gibi savrulur umut,
Şehir hayatı değil bu, zehir dolu bir kutu.
Asfalt yollar, yorgun adımlar bilir beni,
Göz göze gelmeyen binlerce yabancı seni.
Gülüşler vitrinlerde, sahte, sönük, soğuk,
Kalplerin sesi boğulmuş, duymaz artık çoğu.
Bir banka kuyruğunda geçmişi unutur insan,
Bir kahve molasında hayallerden vazgeçer zaman.
Gökyüzüne bakmaz olduk yüksek binalardan,
Çocuklar bile çizmez artık güneş resimlerinden.
Kır çiçeği özler gibi özlüyorum köy kokusunu,
Toprağa basmayı, rüzgarın gerçek dokusunu.
Ama şehir sarar dört bir yanımı sinsice,
Bir kafes gibi tutar, alışmışım sessizce.
Ah bu şehir… ne çok şey aldı bizden,
Zehirle karıştı ekmek, su, gülüş ve beden.
Oysa bir zamanlar umutla yanardı her ışık,
Şimdi karanlık bile daha sıcak, daha açık.