Sen Ve Meşe Közünde Kahve
rüzgar uyuyor…
gecenin kulağına mistik şarkılar fısıldıyor çekirge vaveylası
ormanın derinlerine efsun gibi yayılırken
bakır cezvede fokurdayan kahve kokusu
ateşin çıtırtısı ile düet yapıyor ırmağın şıpırtısı
çadırdan işveli işveli göz kırpan
uyku tulumuna inat
bohçasını alıp kaçıyor uykum
bir fırt kahve yudumluyorum kızımın hediyesi çelik kupadan
gecenin esmerliğine buhar üflüyor nefesim
sahibinin mezarına gelen sadık köpekler gibi
usulca kıvrılıyorum senli anıların kollarına
o tılsımlı yangın öyküsünde
sen mi beni yakmıştın yoksa ben mi seni tutuşturmuştum
bilmiyorum
bildiğim
bize gecikmiş bir gökyüzünün erkenci kuşlarıydık
gizli bir geçit bulmuştuk mutluluğa giden
zemheride çiçeğe durmuş
asi kardelenler gibi kardan fışkırmıştık
şimdi
geçit vermeyen sarp koyaklar gibiyiz
kınında bekliyor kırgınlığımız
el olduk!
alkışlar içinde ellerin olduk
küskün yağmurlar yağdı üstümüze
zehirli çiçekler açtı dilimizde
dudak uçuğu değil
dikiş tutmaz yara olduk
seni ve meşe közünde kahveyi
hala çok sevsem de
o dağ senin, bu dağ benim
gezmiyorum artık ıssız dağlarda
zaman denen arsız çengi
gün güne yağmalasa da siluetini
özleminle
sahipsiz akvaryumlar gibi yosun kaplayıp
pas tutmuyorum
aşk
fingirdek mart çiçekleri gibi anadan üryan açıp
olur olmadık zamanlarda
oynak bir tavşan gibi zıplasa da içimin bozkırında
bile bile ıskalıyorum aşkı
artık
aşk bile p a l a v r a