Seni Alıp Götürüyorlar
hani gözlerim öyle serkeş
bir kavgadan bir kavgaya
içim barut
içim hasret hasret duman
içim namlu /içim de belli belirsiz son bir avuntu
avuçlarımda un ufak dağlar
dağlarda kurşun kurşunda çocuk sesleri
seni alıp götürüyorlar benden parça parça
gurbet değil
dalıp gittiğim uzak hiç değil
yüreciğimden söküp söküp
her yanım isyan kanıyor meçhul s/ona doğru
ah bir bilseler ne çok bendesin/kalan kim?
seni alıp götürüyorlar/ parçalanan benim/giden kim?
inerken ay son perde suların üstüne v/akti hasret
neye varmak endişesi toprağa çoğalırken bir yanımız
alışmakmış meğerse ölümün bir diğer adı
kan damlamış türküler çarpıyor dudaklarıma artık
depremler gibi titriyor içim yokluğuna susmuş gecelerde
oysa perdenin aralığından seyrederdik sevdiğimizi
dokunmadan
öyle başıboş bir uzaktan
ateş kuşuyduk kayıp şehirler üstünde
dokunsak tutuşacağız
oysa yanmışız çoktan
oysa yok saymıştık ayrılığı
şimdi o perde kalktı
ve o perdenin ardında ki gitti çoktan
zaman rüzgarı silip süpürecek b/izi de
d/okunup son kez esip usulca belli belirsiz
haberin var mı?
var mı haberin
küller gibi savrulacağız
savrulacağız toz duman
farkında bile olmadan kaybolacağız kim bilir?
ve tüm şiirlerim
say ki silah seslerinde yumruklarımı sıkarcasına
say ki kuytularda saklanan
hırçın bir devrimcinin öfkesi edasında ki mısralarım
yalınayak direnip namus davam bellediğim
küskün şafakların kıyısında sancılanıp
yokluğuna ölmek adına bilendiğim
ayrılığın kaderi sinmiş şiirlerim
bitti artık
yok hükmünde tüm yazdıklarım
sonra tüm kentler yıkık sokaklar viran
sonra toprak
gözlerimi yumup
belki düşlerine bile giremeyeceğim bir daha hiç
derin bir boşluğa boy verip
sonra
mezarlık sessizliği
ve yine bir sen kalıyorsun b/ağrımda zehir zemberek
bıçak gibi kemiğe dayanmış çıldırtan yalnızlığımda
seni alıp götürüyorlar benden parça parça
sonra/sonrasızım