Şikeste
Uykulu gözlerin yorgunluğu var üzerimde
Bir mağara adamı gibi
Biraz gaddar, biraz da cahil
Günlerce kelimelere uzak
Aniden sevgiye susamış
Lakin sevgiden bir hayli uzak
Değdiği her kelimeye hüzün taşıyan
Parmak izleriyle dolu siyah kalem
İlhamını aldığı gecenin ihaneti kadar nankör
Yazdığı mısralar kadar gizemli bir ölü
Tohum kadar hevesli
Kuru ağaç kadar bitkin
Sessizliğin huzuruna varmış bunak gibi
Yerinden kıpırdamayan bir sandalye
Eski püskü ve süslü cümleler kadar hoş
Dikenleri sevilmeyen gül kadar ihtişamlı
Öyle bir kadın ki
Anlatılamayacak kadar derin hislere sahip
Kelimeleri ona yetiştirmek ne mümkün
Günlerin talihsizce bittiği şu hayatta
Ne tuhaf adam bu
İçindeki fırtınalara çiçekler ekecek kadar deli
Yüzündeki ihtiyarlığa kocaman gülüş sığdıran
Anlaması zor gibi görünen lakin kolay adam
Kadına olan hasreti kör çiçeklere hayat vermiş
Fırtınaların çiçekleri okşamasıyla yetinen
Sert, ruhsuz, söz dinlemez rüzgarlarında
Hani tahilsiz duygular varya
Dağlara karşı durabilecek kadar yürekli
Onun ses tonuyla paramparça olacak gibi
Seslenişi de, gözleri de rüzgar kadar keskin
Son kelimelerinde bitmeyen özlemi gibi sonsuz
Ürkek bir kedi yavrusu gibi
Suskunluğu kadar gizemli sevda
Gözlerindeki sessiz aleve gizleniyor...