Son Yaşım
Yine o yoksul yağmur geçti sokağımızdan
Birikti alnımın yangını pencerede
Üstümde iklimsizliğim
Uzaklara bakıp hislendim...
Hani yok mu o içten çığlık
Şehirden ayrılan vapurun sesi değildi yalnızca
Sen çeşit çeşit batarken iki tenha ada da
Ben kıyıya son yaşımı bırakıp ayrılıyordum
Tükeniyordu erkenden gün ?
Umursuyordum
Bu karanlık da kimin diyordum pablo
Susuyordun mahsus...
Beynime sarmaşık gibi sarılan uykusuzluk
Freni patlayan trenler gibi
İçimin tenha tünellerine devriliyordu
O nasıl yok oluştu deme
İzdihamlar aradı / bulunamadım
Şuracıktaydım oysa / baygın çakıl taşıydım
Sakallarım da yaz eskisi ayçiçekleri vardı
Bir köpeğin ayakları gibi üşüyordu ellerim
Üstümde çıplak iklimsizliğim
Beni hangi el bıraktı bu korkunç kıyıya
Yoksa şuracıkta hâlâ yaşıyor muyum?
Yaşıyorsam al götür beni Pablo
Pürüzlü yüzümü kambur adalara bırak
Gövdemi dalgalı suların boynuna dola...
...
..
.
Pablo
sus..!