Son'a
elbet benim de anlatacaklarım vardı
ama ben sana hep sustum
şimdi çok uzağım
şehrinden kokundan gölgenden
kırgın bir bakış benimkisi hayatın kendisine
bedelimiz neydi ya da ederimiz?
inan ben çoktan kabullendim
seni bir avuç toprak niyetine
ister yoluna
ya da yokluğuna
artık ne fark eder ki?
yaz ey kalem
yüreği yaralı bir adamın dilinden
yaz
de ki
yokluğun zehir gibi
beni böyle yavaş yavaş öldürmeden süründüren
yüzünün o dalgın güzelliğin de
ben kaderimi çoktan kaybettim
acımın sevincidir uğruna şu yanağımdan usulca dökülen
belki de
kaybedişim bedeldir kanayan tüm yüreklere
son umut kırıntım bir kapı eşiğin de
yine de umutsuzca direnir
adın gibi
saçlarının kokusu gibi
aklımdan hiç çıkmayan
bir oda dolusu yalnızlığım
bir de dudaklarımın ucun da
yarım kalmış bir şarkı kaldı
senden sonrası
ben hep bir pencerenin kuytusuna sığınırdım
ya da bir yağmurun sesine
neydi beni böylesine kahreden ?
sen yaramın üstün de durmadan tazelenen
bir ölüm var hiç bilmediğim
kimselere içimi anlatamadığım
gidişinin lehçesine uymuyor hiç bir mısra
sesini çoktan unuttum
yine sensiz bir akşam daha olmakta
dışım kadar yüreğim de sahipsiz ve tenha
bir ateş yanıyor durmadan sanki bağrımda
yalnızlığına amansızca kavrulduğum
kül et hadi beni yokluğuna
bütün acılarını bende bırakıp
yoksa anlatamayacağım daha
fazla sensiz günlerin cehennemini
18:52
şimdi/öylesine
içimin delisine...