Taştan Heykeller
Bir kış akşamında sen
avuçlarında
donmuş kalbini tutuyordun.
Sevişmelerin dar ağacında asılı
gülüşlerin çokça ezilmiş şekilsiz
taş kaldırımlarda yankılanıyordu.
Senden habersiz
soytarı bir rüzgar takvim yapraklarını uçuruyordu
sen ise bütün mevsimlerde hazan
takvim yapraklarına hüzün bulaştırıyordun.
Saat gece yarısını henüz öpüyordu ki
herkesten habersiz
çok uzak kıtalara gidiyordun
çok uzak kıtalardan geliyordun.
bendeki sokaklardan geçiyordun
yüksek topuklu derin izler bırakarak
bir bilinmezliğe gidiyordun...
Bir bilmecen vardı kimsenin çözemediği
Bir yaran vardı kimsenin iyeleştiremediği
Koynunda mavi gözlü bir çocuk büyütüyordun
Ve sonra...
bir bir sönüyordu şehrin ı/şıkları
gece koynumuzda üşüyordu
ikimiz karanlık
ikimiz taştan heykeller
hiç bir şeye aldırmadan
terk edilmiş bir hayatta
kendimizi arıyorduk