Uçurum Dansı
Gerideki aynaların aydınlığı duruyor.
Şu yüzümün gölgeli gemileriyle girip içeriye,
Düşlerimi bırakıyorum bir akşamüstü kanayan sevdalara;
Pencere yalnızlığı gözlerimde deniz büyük,
Ay hızıyla takıldığım uçurum dansında,
Her suskunluk sürgüne dönüşürken...
Ölüm yalınlığında durulan buzul yanım,
Bir şiirin felsefe günlüğüyle ararım çoğul siyahı.
Sözcükler tay gibi silkelerken kalabalığı,
Bir anı daha görünür
Kırık dökük tebessümlerde;
Dalgın bakışlarımın sandığında her mevsim,
Işığın yıkanmış günüyle akıp giden bir balkon.
Uçurum ve intiharlar,
Tozlanmış yıldızın sarı feneriyle gülümserken,
Herkese bir menzil kalır,
Hiçsizliğin bahanesinde.
Dokusu çözülmüş satırların,
Sis basan fısıltısında,
Yollar ağır ve uzak...
Şimdi,
Aynı ağrıyla kaybolan çocuklar gibiyiz.