Ula Düşleri
biyun durun nolupdurunuz şer çoçlaaaa
dört danesiz dört bine bedelsiz
geçmişti çocukluk işte
ananemin o bal mumu kokan evinde
serpenclerde bırakmıştık bulmak istediklerimizi
hayatla bahçe arasındaki o küçük ama büyük havuzda yüzdürmüştük
henüz ol denmeyen şeyleri...
yazları iki basamakla çıkılan betonlara atılan minderlerde oturuduk
hemen az sonra komşunun sesi gelirdi
hatmana goşuuu!..
çok sonra öğrenmiştik hatman nın fatma
irenk'in de salça olduğunu...
yola çıkmak için upuzun avluyu aşmamız gerekirdi önce
sonra mavi tokmaklı tahta kapıya ulaşırdık ordan
her açılışında çıngıraklı sesine bir başka komşumuzun sesi eklenirdi
huu hacı!!
başlardı koyu dedikodu sohbetleri
bu kadın beni sevimaz!...
hacıellezleen sevim,tosun gaası,beyler,ganatlaa
hepsi bir ayığızdan günün özetini başka hiçbir yerde duyamayacağınız bir şive ile geçiverirlerdi
iki ev ötemiz melek hanımın eviydi
ahşap 3 katlı en üst katında cihannüması olan
yaz kış burda oturulur koyu sohbetlere dalınırdı
en çok orayı severdim ben
merdiven başlarındaki kristal tokmaklardan olsa gerek
melek hanım zamanın soylu asil insanıymış
emrinde hizmetçiler korucular
bunu duyumsamak zor olmuyordu çok zaman geçmiş olmasına rağmen o evde
gelelim biz bize
gelelim mi evet gelelim
yüklüğün hemen yanındaki gusülhanede banyo yapardık
bir dolapta banyo yapmak garip gelirdi önceleri bana
gece en çok korktuğum şeyse tuvaletimin gelmesiydi mesela
gecenin alaca karanlığında
yağmurda,yaşta
dahası kurbağaların(çömçömlerin)konseri eşliğinde
gitmek hayattaki tuvalete
çömçömün kurbağa çayın ise dere olduğunu öğrenmem de bu zamanlara denk düşer işte..
öyle yada böyle geçmişti bir çocukluk
ananemin bal mumu kokan evinde
henüz ol denmeyen ne varsa orda yaşanmıştı
henüz ol denmeyen!!
ne varsa artık işte...
cavır asarın yolları bizi hep evimize çıkarmıştı.