Ve Bir Not: Ağlama
ağlamak....
bir gece yarısı hıçkıra hıçkıra ağlamak...
dalmak eski hayallerin içine
sonra savaşmak onlarla bir şövalye gibi
korkusuzca ölümüne
değmeyecek aşklar uğruna ağlamak...
pervasızca ihanete uğrarmışçasına
ve sonra tek başına dolaşmak
şehrin
ağlamaktan yosun tutmuş sokakların da
bir tanıdık göz aramak
apartman çıkışlarında
ve Tanrıdan yağmur dilemek
ağlamaktan yorgun düşmüş yüreğine
eski kunduralarını yere sürte sürte
evin yolunu tutma vakti geldi
çıkarken merdivenlerden
o en tanıdık kokuyu son bir kez çekmek içine
bir ciğer dolusu
ve onu yavaş yavaş
yüreğinde hissede hissede
istemeyerek te olsa vermek artık onsuz olan boş odalara
ve bir derin nefes daha
bu sefer içinde onun kokusu olmayan
sonra teker teker dolaşmak evin odalarında
acaba kaldı mı ondan bana bir hatıra
vakit akşam olmuş
elinde seni kendine getirsin diye
içini kahveyle dolrduğun bir kupa
ve ondan sana kalan tek şey olan
mor menekşeler
ve bir not:
ağlama...