Ve Bulundu İnsanlık
Yine o, meczup soru:
"Nerede insanlık?"
Bakındım 'hür dünyaya', bulurum diye.
Sonra kendime, kendi içime.
Gördüğüm herşey hiçbir şeyleşirken bir bir,
insanlık namına
kağıt toplayan bir çocuk ve arabasının çıkardığı ses düştü
ruhumun serencamına.
Yaşı oniki bilemedin onüç
yaşadım diyebildiği zamanlar bir kaç saniyeye hınca hınç.
Anlamını bilmediği yaşamın ağırlığı tonlarca.
Biliyor bunu.
Biliyor ezilmişiliğinden kendinin.
Ve bitmeyen yolların, sonu gelmez gezilmişiğinden.
Dur çocuk!
Taşıdıkların bildiklerinden ibaret değil.
İnsanlık, feodalite, modernite, post-modernite...
ve daha bilumum bilmem ne arabandakiler.
Yüzündeki isli yaralar, sisli bakışlar gözlerindeki;
tıbbın gelişkinliğinden sana kalanlar.
Üstündekiler ne hiper-lüks bir mağazadan
ne de paris moda haftasından.
Kim bilir hangi enkazın enkazından.
Ya ayakların...
yırtığı ayak büyüklüğünde ayakkabıların...
Ayak-altı bir atelyede,
yaşı ve acısı seninkine denk, körpe bir elden çıkma.
Dikiş tutmaz, tamir kabul etmez halde.
Bir adım sonra, bastığın cehennemvari asfalttan,
sivrimsi bir taş,
batacak çıplakımtırak ayaklarından birine.
Açılan yarıktan kan kaybetmeye başlayacak insanlık.
Durma artık çocuk!
Tahammülü yok insanlığın daha çok kan kaybına.
Akan her damla yıkmalı;
parlak boyalı, yekpare camlı, anlı-şanlı plazaları.
Düşürmeli bir bir
şekilsizliğin şeklini gizleyen maskları.
Ayağına saldırıp, seni kanatan,
insanlığın vicdanını kanırtan o taş,
"Kızgın kumlardan serin sulara"
bir yürüyüşü muştulamalı.
Çocuk durma artık.
Duyma seni yolundan çevirme niyetli havlamaları.
Arabana son attığın, alınterinle ıslattığın
gazete parçasında yazdığı gibi;
Düş artık bir düşün düşman çatlatan yoluna...