Yırtık-sökük
en öyle uzak,
Öyle yasak.
Bir gün değil sanki bir asır.
Ne yamacına varabiliyorum gözlerinin,
Ne sağnağından kaçabiliyorum sevginin,
Bir esaret,
Bir tutukluluktur bu.
Artık daha ağır yüreğim göğsüme,
Artık daha uzun geliyor yürüdüğüm yollar.
Her işaret bir belirtiden ibaret,
Bir yalnızlık,
Bir kimse'sizliktir bu.
Ve dikkatsizce yürüyorum artık;
Kaldırım taşlarını sayarak ve yorumlayarak
desenlerini.
Kırmızılar daha belirgin duruyormuş biliyormusun ?
Yolun ağzında.
Işıklarda bekleyen yığınlar,
Otobüs duraklarındaki mesai artığı işçiler,
Kimbilir sende bir duraktasındır,
Beklendiğinden habersiz bir otobüsü bekleyen sen.
Neler sığıyormuş bir güne meğerse,
Ağlamaklı bir ben,
Sonra bir mağlubiyete gebe gülüşler,
Yılların acısına yenilmiş sözlere yapılan işkenceler,
Yırtık dökük bir şiir,
Yaşlı tüccar muhabbetleri,
Ve aklımın ucuna yuva yapmış örümcek ağları.
Bir el değilmiydi bütün varlığın,
Yada sonsuzluk afyonunu enjekte eden bir yalan,
Belkide bir yokluktun.
Ve artık bir beklentiye sebep geçmiş,
Bir düşe sebep yalnızlıksın sen.
Uzayıp gitsen yıl olacaksın....